29 Ocak 2013 Salı

Değ

ve insanlar filmlerdeki gibi yaşıyorlardı. takıntıları ve birinkitileri vardı. birikintilerine takıldıkça daha da birikiyorlardı.

sakladığın güzel şeyleri yavaş bir ses tonuyla az kişiye anlatmaktı mutluluk. belki bir gecede geçecekti bütün kızgınlık. toplu ulaşım bir düşünme biçimiydi. ve hala öyle. düşündüğün onca şeyi yanından yürüdüğün kimseye anlatmadan ve çaktırmadan sıyrılmaktı o ince haz. sonra onları düşünürdün, neden öncesi ve sonrasını düşünmediklerini düşünürdün. ve neden o anda düşünüdükleri ve yaptıklarını tartardın. sevinirdin ki sürüde değildin. sürünün içinde sürüye ait olmamak ve her hamlede onları terk edermişçesine hamleler yapmak.. sonra yeni bir grup. yeni bir düşünce grubu. farklı bir kitle. tekrar balonlar, onlar seni seyreder, sen düşünürsün. ve yine kaçarsın.

kötü şeyleri yönetemezsen yara yapar. çirkin olursun. binlerce kabalığın, sıradanlığın sürülüğün içinde herkes gibi kokarsın. "peki ya?" diyen çıkmaz.

çok konuşsak da yine biz ve hiçbir şey değişmese. ve ve'ler birbirini götürse hem'ler gelse. üstüne koysak. hem'ler gelse. hiçbir şey değişmese.değişmediğine değ'ecektir zira.

25 Aralık 2012 Salı

Z,Y,A Harflerinin Kulağımdan Ellerinde Silahla Çıkması

klavyenin tuşlarına basmayı düşündüğümde dokunduğum her harfin uçurumdan aşağıya düşeceğini hayal ediyorum. yazmak bir kayıp olarak zihnime yerleşmiş. sanki bir sihir, bir zehir bulaşmış gibi, hiç açık vermeyen bir asalet gibi; yazışım.

belki översem üstüne daha çok düşerim. çünkü ben yazmadan kendimle konuşunca unutuyor ve düşündüğümü anlamıyorum. irdeleyişim bir su gibi akıyor zihnimden. halbuki bir kaç su düşünüyorum, kuruması zaman alır, beyin başka şeylere çok yoruluyor yazık, sabahı görmeden kuruyorlar.

düşünceyi bir yerden bir yere taşımak benim istediğim. bir yerden çıksın, bir yere gitsin, hafif dallanıp budaklansın. yeşersin elbet, isterse solsun. yeter ki olsun.

daha önceleri yazdığım insanlığımın çemberinden çıkmış olmam, yolu tekrar bulamayacağım manasına gelmiyor. "her gün yeni bir tarif" gibi basit olmalı insan. yemek çünkü, yemesi de yapması da insanı değiştiriyor.

gel gör ki kontrolden çıkmışsın. elinde ne var bilmiyorsun. kavramların kaybolmuş, değerlerin kuru toprağa dönmüş nemi bekler, yeni fikirlerin heyecanı kelimelerin dairesinden taşınmış, kadife donlu patlıcanlar oturup kendi başına patlıcan salatası yapamamış.

zira beynimin içindeki tasarımcı insancıklar saat on ikiden sonra çalışmaya programlı. yaratılışları öyle. öyle büyüdüler yetiştiler çünkü. şimdi ise tam ergenlik çağlarında tembellikten hızla kilo alıyorlar, bütün gün beynimin içinde tv izleyip, en ufak bir küfür ya da yakınma göstermeden sürekli kilo alıyorlar, syd barret gibi bekliyorlar. evet evet, sanırım aktif diyet zamanı. antin ve kuntin kardeşler restonlarından bir şeyler yiyerek zayıfladıktan sonra eforlu üretkenliğe dönebilirler. belki bir gün, ki çok isterim; sürekli slogan üretirler.

ref: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=14871927
http://www.youtube.com/watch?v=BLKiMbC6s2k
http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=9656563

10 Haziran 2012 Pazar

Denizin Susuzluktan Ölmesi ve Her Zamanki Rüzgarı Arkaya Alma Refleksi

olanın sebebi olanlardı. olduktan sonra olmuş gibi yaşamak gerekti.

fakat denizin durumu aynı. kıyıya vuruşu değişmedi. derinliği ve yüz ölçümü de aynı kaldı. daha fazla rüzgar alıyor belki, daha az hasta oluyor. bir de yaz geldikçe daha sıcak zamanları özlüyor. çünkü sıcak zamanlar daha çok noktaya iz bırakmayı sağlıyor. bir gün bir barda ertesi gün sahilde oluyorum. ama rüyalarda o barda dayak yiyip ya da o denizde boğulup ölüyorum.

her şeyi bilince, zamanın ben yere düşüp can çekişirken bile acımayacağını biliyorum o yüzden sahip olduklarımı nasıl saklayacağımı biliyorum. şeklini çizip anlatamıyorum. bir müddet sonra tasvirden uzaklaşıp çocuk resimlerindeki ev kenarında akıveren başı sonu belirsiz nehire dönüşüyor. köprü çizmeyi de ihmal etmezdim ben mesela o nehri çizerken. köprüleri severdim. o nehre düşmekten kurtarırdı beni. tasvir imkansız hale gelince o köprüleri kullandım geçmişin debisine kapılmamak için.

ben bir denizi boğdum. her gece çığlıklarıyla uyuyordum. dalgarı göz kapaklarımı yırtmaya teşebbüs ediyordu. içimde durgun bir deniz var şimdi. deniz ama hala. ama durgun. bak benzetmesi yine yok işte. bazen bazı şeyler sırf edebiyat için. bizi sevsinler diye. ya da üç kelimeyle mutlu olmak için. çok mutlu oldum ben. muhtemelen kelimeler de denizin içinde bir yerlerde geziniyordur. bak bunun da tasviri yok işte. itlik bende değil yani.

adı da hiç düşmemiş. adada kalmış.

kimse de ulaşamamış. ne zaman desem, dilim kendine fiyonk atarmış. yelkenler ki çoktan açılmış rüzgarı beklemiş. ben de o yelkenin çarşafında boğulmuş, doğulmuşum. cebimdeki taşlar da olmasa çoktan bir ölüymüşüm. nedeni nasılı beni kurt gibi yemiş bitirmiş. viskiye koyacak ikinci parti buz olmayınca da yatmış uyumuşum. ertesi sabah başka bir şehirde uyandım. kendimi tutunca da tutunmuş oldum, şimdilik de düşmedim.

kanadım da düşmüştü, onu da geri yerine koydum.


28 Eylül 2011 Çarşamba

Kalbi Büyüten Büyük Yudum ve "Yutabilirsen" ile Uzun Yolculuk


Ben yapamıyorsam daha iyi yapan birileri var demektir. Yani hep daha iyisi vardır değil mi? Teknoloji mi bize bunu öğretti, yeni dünya düzeni mi, televizyon mu, modern görüş mü, post modern görüş mü? Kim abi? Kim ulan? İyiyi nereden biliyoruz, nereden anlıyoruz. Yani, iyiyi hangi düzleme koyuyoruz, hangi uzantıda iyi olduğunda karar kılıyoruz, "tamam" veya "olmadı ya" diyoruz. İyinin kabulleniş noktası nedir, süründürmesi ya da kötülükten bal çalması mı mesela. Olabilir. Hep iyi olmaması, diş göstermesi.. Dişlerim kötü benim ya, gösteremem. Ben anlaşılanımı kaybettim. Yanımda bir kova dolu su var.  İyi gelmek bir de mesela, gelişi var çünkü dolambaçlı gelirse yine olmuyor ya da üzerinde düşünce baloncuğu çizilecek bir anlatıya girecekse yine olmuyor. Topluluk içinde rencideye meyil ver, o zaman iyi mesela? Bugün televizyonda izlediğim yaşlı bir amcaca, 10 dakika içerisinde iki kere "siktir et" dedi. Kadını tutup ellerinden götürecekti, kafasında bitirmişti maçı. Kadın diğer adamı seçti. Muhtemelen seçmiştir, benim beynim alarm verdi izleyemedim daha fazla. Ama kadın kaçtı yani. She left the stüdyo with the other man. The man is very düz. No atraksiyone. Elimde bir şiir ve şarkı var. Yolu yine düşünce baloncukları ile doldurdum. Salla gitsin...

Adını bilmiyorum ve hiç öğrenmedim zira ben sonradan değil hiç öğrenenlerdenim, yaşayanlardanım.


DJAMEL BENYELLES     SHE LEFT HOME    ( LIVE )  djammusic


ben seninle uzun bir araf yasadim
ölümlere gittim geldim diyor.
sigmam dünya yüzünde bir yere artik.
nereden geçsem benim degil, kalamam bir yerde.
o demiyor, ben diyorum. demiyorum, yagmur diyor.
sana sarilmis kalmis ilk günüm ben. böyle demisim o gün
bugün öyle diyor.
o günden bir yagmur çiçegi, önümde duruyor.
bir davul sesi, bir davulun yillarca titresen sesi,
düz duvardan düsürmüs beni.
tutunamamakligim bundan, düsmüsüm, komadan,
uzun uzun uzamis kollarim. kola benzemiyor.
yerde yatan, komadaki, duvarda tutunmaktan düsen diyor;
aglama balim, degmez hiçbir sey senin gözünden akan yasa.
komadaki diyor;
ben hala sariliyim beline senin. istanbul n'ey sesi olmustu o gün
bugün üflüyor... senin yüzün bende,
senin yüzün bende. hala, diyor.
vurmali vurmali o sesler içime degiyor.
bir müzik parçasi çaliyor içeride:
içimde bir parça; ne kopuyor ne ölüyor.
gitmek ölüm bana, kalmak haram.
adini bilmiyordum sonra ögrendim:
she left home.

şiir: birhan keskin- ba

müzik: jane birkin, she left home

23 Eylül 2011 Cuma

Denizde Boğulan Eylül ya da Eylül'ün İçindeki Deniz

"İçtiğim ve gördüğüm" bir bağımlılık halini almış oluyor bende böylece. Bağımlı olmayı hiç sevmedim. Sevmiyorum. Sokakları severim mesela, sevdiğim sokakları da terk ettim. O çocuk elinde gelen çiçekler kayboldu mesela, çocuğu da bıraktık, dostumdu oysa. Babası ayrı bir dert.


Sonra eylül'ü bıraktım sanırım. Ve belki eylülde başlamıştım sigara içmeye. Ya da geriye valör yapıyor bizim tarihler. Ki zaten ben bilerek içimdeki tarihçileri iki yüzlü yetiştiriyorum. Kendi hayatımı tarafsız olarak hatırlayamam ben. Büyük yalan olur sonra, büyü zannederiz, halbuki bilir ve inanırız Yüce Hafıza Bükücü'nün kudretine.


Evet, daha çok deniz istedim. İçimdeki denizi bilir misiniz? Ya da kalem batırdığım kalbimi? Bazen kahve akar batırdığım yerden. Yüzü koyun yatar pıhtılaştırırım yarayı. Bazen yat deseler yatmayacak kadar yatarım. Eylül'de ve bir sokağın içinde, denizin göründüğü bazen araya ağaçların girdiği ama yine hayati olarak bir şehrin göbeğini kestim. Kendi sezeryanımı yapmaktan ne'yim bilmiyorum. Fakat son derece ayık'ım. 


Yine de denize açılmıyorum. Sarhoşken severim denizi, eylül denizlerini, sokağın ucundan, pencerenin köşesinden görünen o denizleri. Zira yeterince boğuşmadık henüz, nefesin son zerresinde göz kırpacağız birbirimize, anlarsa bırakacak, belki o zaman dinlenirim.