Kahve Yapalım
28 Eylül 2011 Çarşamba
Kalbi Büyüten Büyük Yudum ve "Yutabilirsen" ile Uzun Yolculuk
Ben yapamıyorsam daha iyi yapan birileri var demektir. Yani hep daha iyisi vardır değil mi? Teknoloji mi bize bunu öğretti, yeni dünya düzeni mi, televizyon mu, modern görüş mü, post modern görüş mü? Kim abi? Kim ulan? İyiyi nereden biliyoruz, nereden anlıyoruz. Yani, iyiyi hangi düzleme koyuyoruz, hangi uzantıda iyi olduğunda karar kılıyoruz, "tamam" veya "olmadı ya" diyoruz. İyinin kabulleniş noktası nedir, süründürmesi ya da kötülükten bal çalması mı mesela. Olabilir. Hep iyi olmaması, diş göstermesi.. Dişlerim kötü benim ya, gösteremem. Ben anlaşılanımı kaybettim. Yanımda bir kova dolu su var. İyi gelmek bir de mesela, gelişi var çünkü dolambaçlı gelirse yine olmuyor ya da üzerinde düşünce baloncuğu çizilecek bir anlatıya girecekse yine olmuyor. Topluluk içinde rencideye meyil ver, o zaman iyi mesela? Bugün televizyonda izlediğim yaşlı bir amcaca, 10 dakika içerisinde iki kere "siktir et" dedi. Kadını tutup ellerinden götürecekti, kafasında bitirmişti maçı. Kadın diğer adamı seçti. Muhtemelen seçmiştir, benim beynim alarm verdi izleyemedim daha fazla. Ama kadın kaçtı yani. She left the stüdyo with the other man. The man is very düz. No atraksiyone. Elimde bir şiir ve şarkı var. Yolu yine düşünce baloncukları ile doldurdum. Salla gitsin...
Adını bilmiyorum ve hiç öğrenmedim zira ben sonradan değil hiç öğrenenlerdenim, yaşayanlardanım.
DJAMEL BENYELLES SHE LEFT HOME ( LIVE ) djammusic
ben seninle uzun bir araf yasadim
ölümlere gittim geldim diyor.
sigmam dünya yüzünde bir yere artik.
nereden geçsem benim degil, kalamam bir yerde.
o demiyor, ben diyorum. demiyorum, yagmur diyor.
sana sarilmis kalmis ilk günüm ben. böyle demisim o gün
bugün öyle diyor.
o günden bir yagmur çiçegi, önümde duruyor.
bir davul sesi, bir davulun yillarca titresen sesi,
düz duvardan düsürmüs beni.
tutunamamakligim bundan, düsmüsüm, komadan,
uzun uzun uzamis kollarim. kola benzemiyor.
yerde yatan, komadaki, duvarda tutunmaktan düsen diyor;
aglama balim, degmez hiçbir sey senin gözünden akan yasa.
komadaki diyor;
ben hala sariliyim beline senin. istanbul n'ey sesi olmustu o gün
bugün üflüyor... senin yüzün bende,
senin yüzün bende. hala, diyor.
vurmali vurmali o sesler içime degiyor.
bir müzik parçasi çaliyor içeride:
içimde bir parça; ne kopuyor ne ölüyor.
gitmek ölüm bana, kalmak haram.
adini bilmiyordum sonra ögrendim:
she left home.
şiir: birhan keskin- ba
müzik: jane birkin, she left home
23 Eylül 2011 Cuma
Denizde Boğulan Eylül ya da Eylül'ün İçindeki Deniz
"İçtiğim ve gördüğüm" bir bağımlılık halini almış oluyor bende böylece. Bağımlı olmayı hiç sevmedim. Sevmiyorum. Sokakları severim mesela, sevdiğim sokakları da terk ettim. O çocuk elinde gelen çiçekler kayboldu mesela, çocuğu da bıraktık, dostumdu oysa. Babası ayrı bir dert.
Sonra eylül'ü bıraktım sanırım. Ve belki eylülde başlamıştım sigara içmeye. Ya da geriye valör yapıyor bizim tarihler. Ki zaten ben bilerek içimdeki tarihçileri iki yüzlü yetiştiriyorum. Kendi hayatımı tarafsız olarak hatırlayamam ben. Büyük yalan olur sonra, büyü zannederiz, halbuki bilir ve inanırız Yüce Hafıza Bükücü'nün kudretine.
Evet, daha çok deniz istedim. İçimdeki denizi bilir misiniz? Ya da kalem batırdığım kalbimi? Bazen kahve akar batırdığım yerden. Yüzü koyun yatar pıhtılaştırırım yarayı. Bazen yat deseler yatmayacak kadar yatarım. Eylül'de ve bir sokağın içinde, denizin göründüğü bazen araya ağaçların girdiği ama yine hayati olarak bir şehrin göbeğini kestim. Kendi sezeryanımı yapmaktan ne'yim bilmiyorum. Fakat son derece ayık'ım.
Yine de denize açılmıyorum. Sarhoşken severim denizi, eylül denizlerini, sokağın ucundan, pencerenin köşesinden görünen o denizleri. Zira yeterince boğuşmadık henüz, nefesin son zerresinde göz kırpacağız birbirimize, anlarsa bırakacak, belki o zaman dinlenirim.
Sonra eylül'ü bıraktım sanırım. Ve belki eylülde başlamıştım sigara içmeye. Ya da geriye valör yapıyor bizim tarihler. Ki zaten ben bilerek içimdeki tarihçileri iki yüzlü yetiştiriyorum. Kendi hayatımı tarafsız olarak hatırlayamam ben. Büyük yalan olur sonra, büyü zannederiz, halbuki bilir ve inanırız Yüce Hafıza Bükücü'nün kudretine.
Evet, daha çok deniz istedim. İçimdeki denizi bilir misiniz? Ya da kalem batırdığım kalbimi? Bazen kahve akar batırdığım yerden. Yüzü koyun yatar pıhtılaştırırım yarayı. Bazen yat deseler yatmayacak kadar yatarım. Eylül'de ve bir sokağın içinde, denizin göründüğü bazen araya ağaçların girdiği ama yine hayati olarak bir şehrin göbeğini kestim. Kendi sezeryanımı yapmaktan ne'yim bilmiyorum. Fakat son derece ayık'ım.
Yine de denize açılmıyorum. Sarhoşken severim denizi, eylül denizlerini, sokağın ucundan, pencerenin köşesinden görünen o denizleri. Zira yeterince boğuşmadık henüz, nefesin son zerresinde göz kırpacağız birbirimize, anlarsa bırakacak, belki o zaman dinlenirim.
13 Eylül 2011 Salı
Su Çatlayınca
Hayat çok boktan ve hepimiz ölücez. Yuvalarınızda mutlu bir kış olsun karıncalar!
Öngörü denilen şey bir daire parası olsaydı ve otuz yıl beni borca sokacak bir şey olsaydı, borca girmeyi sevmeyen ben hemen borca girer satın alırdım onu. Edinilen bir şey olsaydı yine edinmeye uğraşırdım fakat öyle değil. Farklı noktalarda kendimde asla değiştiremeyeceğim şeylerin olduğunu fark ediyorum. Ve aslında bu insan doğasının bir yandan ne kadar korkutucu bir yandan da ne derece güvenilebilir olduğunu gösteriyor. Yani; aslında insanlar değişmiyor. Biz insanları göremiyor ve tanıyamıyoruz. O anda görmek istediğimiz şeyleri kafamızda canlandırıyor ve yaşıyoruz. Aslında ne yazık ki, yine ve büyük bir paradoks ile tekrar; rol yapıyoruz.
Bütün gün boyunca parmağıyla beni gösteren bir silüetle yaşadım, yarı karanlık ve serindi. Uyurken sanıldığından daha fazla üşür insan, üstünü örten olmayınca. Fakat yine de şu hayatta isyan ettiğim oluşların, yaratışların, gidişatların tam olarak ne temelli olduklarını eşek kadar adam olmuşken dahi bulamıyorsam, daha sonra bulunca ne yapacağım merak ediyorum. İnsan doğası! Seni katletmek istiyorum!
27 Temmuz 2011 Çarşamba
İsi at temi kalsın
istemek sanırım tamamen kayıp bir eylem. şöyle ki; ne istediğini bilmemekteki "ne" nesnesinden ziyade aslında sorun kişinin kendi eylemindedir. ve şimdi fark ediyorum ki mesela istemek baştan sona sorunlu halde. istemeyi hiçbir şekilde becerememekten bahsediyorum. istediğini gösterememek, ahanda şöyle olsun istiyorum, onu almanı bunu vermeni isitiyorum, şurda kalmanı burada beklemeni, şu kadar idare etmeni, daha hızlı olmak istediğimi, belli etmeyi, istekleri söyleyebilmeyi kastediyorum. İfşa propagandası başlatmak bu bakımdan faydalı olabilir. çünkü insanlardan şikayetçi değilim, sadece çok kendi kendilerineler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)